9 Ağustos 2008 Cumartesi
Nefis bir kahvaltıdan sonra Ayvalık’a doğru yola çıktık. Salih Bey ve Nuran Hanım, Gömeç’ten geçerken yolun solundaki Atatürk Kayalıkları’nı kaçırmamamızı söylemişlerdi. Oradan geçerken pür dikkat kesildik, Atatürk Kayalıkları’nı gördük. Kayalıkların şekli gerçekten Atatürk’ün yüz silüetine benziyor.
Ayvalık’a varınca önce arabayla şehir merkezine girip kısa bir tur attık. Otopark sorununu görünce geri döndük, arabamızı şehrin girişinde uygun bir yere parkettik ve yürüyerek otel aramaya karar verdik. İnternet araştırmasında gördüğümüz Kaptan Otel’in denize sıfır ve merkezi bir konumda olması, asıl önemlisi de otoparkının olması nedeniyle ilk buraya yöneldik. Odalarını gördük ve 2 gece kalmaya karar verdik. Bize bir güzellik yaptılar, tamamen denize bakan odalardan birini verdiler.
Kaptan Otel'de balkonumuzdan manzara
Dönerken ana cadde üzerinde Çiğdem Abla’nın eczanesini gördük. Daha doğrusu eczanenin adından dolayı tahmin ettik, içeride onu görünce doğru tahmin ettiğimizi anladık. Çiğdem Abla, arkadaşımız Ekrem ve Esma’nın ablası. Tesadüf bu ya Esma ve eşi Ahmet de Ayvalık’taymış. Akşam, onların anne ve babası - Yıldız Teyze ve Fikret Amca’yı evlerinde ziyaret etmek üzere sözleştik. Öğleden sonra denize girmek için Sarımsaklı’ya gittik.
Akşam Yıldız Teyze ve Fikret Amca’nın misafiri olduk. Yıldız Teyze ve Esma’nın özenle hazırladığı yemekleri afiyetle yedik. Duyduğum ve tadını hep merak ettiğim kabak çiçeği dolmasını herhangi bir restoranda değil de Ayvalık’lı Yıldız Teyze’nin evinde yemek sanırım büyük bir şanstı bizim için. Ellerine sağlık Yıldız Teyze. Lorla yaptığı böreğin tadı da hala damağımızda. Nasıl yaptığını soracaktım, laf lafa karıştı, soramadım. Kısacası, güzel bir akşam geçirdik.
10 Ağustos 2008 Pazar
Sabah denize nazır bir kahvaltıdan sonra elimizde Ayvalık'ta küçük bir tur başlıklı internet çıktısıyla Ayvalık merkezdeki eski Rum evlerinin bulunduğu sokakları keşfettik. Burada anlatılan Palabahçe Sokak’taki kahve’de koruk suyu içtik. Nefisti. Kahvenin sahibiyle sohbet ettik. Bize kahvede asılı olan, sokağın eski halinin fotoğrafını göstedi. Şu an yarı yıkık durumda olan karşıdaki evin eski halinin ne kadar güzel olduğundan bahsetti. Elimizdeki yazıyı gördü, buradan okuyarak kendisini bulduğumuzu söyledik. Yazıda kahvesinden ve koruk suyundan bahsedildiğini okuyunca çok mutlu oldu ve bu yazının bir kopyasını istedi. Fotokopi çektirip getireceğimize söz verdik, o da teşekkür olarak birer koruk suyu ikram edeceğini söyledi. İkram edecek olması değil bunu düşünmüş olması bile çok ince bir davranış. İnsanımız ne kadar içten, ne kadar konuksever. Turumuz Gazi İlköğretim Okulu’na kadar başarıyla devam etti. Sonrasında tarif edilen kahveyi de bulduğumuzu sanıyorum ama gerisini getiremedik. Karnımızın acıktığını farkedip Ayvalık tostu yemek üzere Tanşas’ın yanındaki büfelere gittik. İlk defa yediğimiz Ayvalık tostunu çok beğendik.
Hava çok sıcak olduğu için otelimize gidip biraz dinlenmeye karar verdik. Öğleden sonra tekneyle Cunda Adası’na gittik. Sahil boyunca gezdik, ara sokaklara daldık, eski Rum evlerinin ve butik otellerin arasında dolaştık. Taksiyarhis Kilisesi’nin oraya dek gittik.
Cunda Adası - Taş Kahve'de otururken
Deniz kenarında yeni yapılan gemileri gördük, ara sokaklarda hediyelik eşya satan tezgahların arasında dolaştık. Taş Köşe'de isli leblebi satıldığını duymuştum. Burayı buldum, isli leblebi istediğimi söyleyince “Girit leblebisi mi?” dediler. Daha önce yiyip yemediğimi sordular ve tadına bakmam için ikram ettiler. İsli leblebi diye aklımda kalan leblebi, Girit leblebisiymiş ve çok sert birşeymiş, hani sonradan aldığıma pişman olmayayım diye baştan söylüyorlar. Diş kıracak cinsten ama tadı çok hoşuma gittiği için birazcık aldım. Taş Kahve’de oturduk, sakızlı Türk Kahvesi içtik. Tabi ben üstüne bir bardak da çay içtim. Yoksa iki miydi? Taş Kahve’nin içinde de fotoğraflar çektik. Meşhur ada lokmasından yedik. Aykut bu lokma tatlısını çok beğendi.
Taş Kahve
Hafif yağmur atıştırmaya başladığını görünce akşam yemeğimizi Cunda’da değil de Ayvalık’ta yemeye karar verdik. İlk tekneye atlayıp Ayvalık’a döndük. Akşam yemeğimizi
Denizkestanesi’nde yedik. Burası, kaldığımız otelin birkaç sokak otel ötesindeydi. Mezelerimiz lezzetliydi. Ben mezelerle doymayı planlamış ve balık istememiştim. Servisin yavaş olması nedeniyle ara sıcak papalina’mızı iptal ettik. Aykut’un balığı ise bayağı bir geç geldi.
11 Ağustos 2008 Pazartesi
Ayvalık hakkında fikir sahibi olmak için 2 gece kalmamız yeterli oldu diye düşünerek Sarımsaklı’ya geçmeye karar verdik. “2 gece de Sarımsaklı’da kalalım, biraz dinlenelim, denize girelim çıkalım” istedik. Ayvalık'tan ayrılmadan söz verdiğimiz fotokopi işini hallettik. Fotokopiyi kahveci amcaya götürdük. Kendisi yoktu, kahvedeki birine bıraktık. Daha sonra da alışveriş yaptık. Deniz kenarında öğlen yemeği sefası için Börekçi Mustafa'nın nefis böreklerinden ve Yeni Güler Pastanesi'nin zeytinyağlı nefis kurabiyelerden tadımlık üç beş tane aldık. Ankara'ya götürmek üzere de Elvan Kuruyemiş ve Kurukahve'den kendi çektikleri ve sakız ilave ettikleri kahveden, halin içindeki peynirciden keçi peyniri, sepet peyniri ve yeşil zeytin aldık. Daha sonra aklımıza Kabakum’da bizi misafir edecek olan Hülya Abla geldi ve kendisine kahvaltılık zeytin götürmek istedik. Otelimize yakın bir mağazadan (Cömert) onun için de zeytin aldık. Alışveriş ve fotokopi bahanesiyle Ayvalık’tan ayrılmadan önce kısa bir Ayvalık turu daha atmış olduk.
Ayvalık limanı
Sarımsaklı'da bir gün önce gözümüze kestirdiğimiz apart otelde yer bulamadık. İşletmecisinin tavsiyesi üzerine başka bir motele gittik. Çok içimize sinmese de sıcakta kalacak yer arayıp durmak istemedik ve burada kalmaya karar verdik. Odamıza yerleştikten sonra denize gittik. Aykut’a göre deniz çok güzeldi, buz gibi su insanı ferahlatıyordu. Ben nedense o gün çok üşüdüm ve denize çok zor girebildim. Halbuki soğuk denizi severim. Belki de güzelim plajdaki sigara izmaritlerini gördükçe sinirlendiğim için denize bile girmek gelmedi içimden bilemiyorum. Biz ne zaman adam oluruz? diye geçirdim içimden... Çevremizi kirletmemeyi, doğal güzelliklerimizi korumayı öğrendiğimiz zaman.
Akşam panayır alanına dönüşen sahil boyunca dolaştık. Sarımsaklı akşamları en az Altınoluk akşamları kadar çılgındı.
2 yorum:
merhaba,
blogun oldukça iyi olmuş. Taş kahve resmini çok beyendim. Devamını bekliyoruz....
ne guzel geziymiş vallaha ozendim. ayrıca anlatısındaki ustalıga da bravo diyorum. o kabak cicegi dolmasının kokusu buraya kadar geldi :))
Ekrem..
Yorum Gönder