Otelimizden ayrıldıktan sonra Mıhlı Çayı Şelalesi’ne doğru yola koyulduk. Yol, bir süre sonra zeytinliklerin içinden geçen toprak yol oldu, iyice daraldı ve tırmanmaya başladık. İtiraf ediyorum bir ara korktum. “Bu ıssız yerde ne işimiz var bizim arabayla” dedim. Şelaleye ulaştığımızda ise tüm korkularım ve endişelerim bitti. Çocuklar gibi sevindik. Buz gibi suya ayaklarımızı soktuk. Bulunduğumuz noktadan şelalenin kendisini tüm olarak göremedik, ama sesini duyduk. Görebilmek için suya girmek, biraz ilerlemek ve yüzmek gerekiyor. Şelalenin ve çayın kenarı piknik alanı ve lokanta şeklinde düzenlenmiş. Sabah erken gittiğimiz için etrafta fazla insan yoktu. Sadece bu tesislerde çalışanlar ve bizim gibi birkaç turist vardı. Keşke dedim, burada hiç tesis olmasaydı, piknik masaları olmasaydı, araç yolu hiç açılmasaydı, doğal haliyle korunsaydı, sadece meraklı gezginler yürüyüşle ulaşabilseydi bu huzur dolu yere...
Mıhlı Çayı’ndan ayrıldıktan sonra Kazdağı turumuz Tahtakuşlar ve Çamlıbel Köyü’ne doğru devam etti. Tahtakuşlar Köyü’nün girişinde yeralan Birleşmiş Milletler(BM) 1994 UNESCO Ödüllü Tahtakuşlar Özel Etnografya Galerisi’ni ziyaret ettik. Beklentimizin çok ötesinde çok zengin bir galeriyle karşılaştık ve burada sergilenen herşey çok ilgimizi çekti. Galeride, Orta Asya’dan göç eden Türk boylarının çadırları, kıyafetleri ve eşyalarının yanısıra başka kültürlerden örnekler ve değişik sanat yapıtları da sergileniyor. Hiç boya kullanılmadan dokunmuş halılar ve kilimler çok ilgimizi çekti. Kullanılan yünler, değişik renklerdeki koyunlardan elde edilmiş. Hayran olduk, bakmaya doyamadık.
Tahtakuşlar Özel Etnografya Galerisi'nde Türkmen Çadırı
Galerinin kurucusu Alibey Kudar’ın kendisiyle tanışamadık ama iki oğluyla tanışma ve sohbet etme şansımız oldu. Kendileri her ziyaretçiyle ilgileniyorlar, bilgiler veriyorlar. Burası, kesinlikle görülmesi gereken bir etnografya galerisi.
Galeride ayrıca bir de satış bölümü var. Burada çeşitli bitkisel ürünler, doğal malzemelerden yapılmış kolyeler, kitaplar, vb. hediyelik ürünler yeralıyor. Nazara karşı koruyan bir kolye, "Tatlılarda-Çay olarak sinirleri gevşetir-Fazla yağları atar" yazan etiketiyle dikkatimi çeken kurutulmuş kokulu bağ gülü, Kazdağı’nı anlatan Kazdağı Dünü-Bugünü (Sema-İskender Azatoğlu) ve araştırma niteliğinde olan Muatazmayinşatürta (M.Selim Kudar) adlı kitapları aldık.
Tahtakuşlar Özel Etnografya Galerisi'nin Satış Bölümü
Tahtakuşlar’dan sonra Kazdağı’nın eteklerinde zeytin denizi içinde ilerlemeye devam ettik ve Çamlıbel Köyü’ndeki İdaköy Çiftlik Evi’ni bulduk. Buranın sahibi İskender Bey’le tanıştık. Bizi evine davet etti. Salondaki masada oturup sohbet ettik. İskender Bey’in “Kazdağı Dünü-Bugünü” adlı kitabını Tahtakuşlar Etnografya Müzesi’nden almıştık, hemen çıkarıp kendisine imzalattım.
İdaköy'den Edremit Körfezi manzarası
Burhaniye’den ayrılmadan önce Taylıeli köyünü dolaştık. Buranın manzarası karşısında büyülendik. Arabamızı köy meydanına parkedip köyde kısa bir tur attık. Köy kahvesinde oturan amcalar dünyanın en güzel manzaralarından birine karşı çay içtiklerinin farkında mıydı bilmiyorum ama gayet rahat görünüyorlardı. Sanıyorum onlar bu manzarayı kanıksamış durumdalar. Bizim gibi denizsiz bir şehirde yaşayanların sevincini yadırgıyor olsalar gerek.
Taylıeli'nden Edremit Körfezi manzarası
1 yorum:
Kuzey ege geziniz ile ilgili izlenimleriniz iyi bir rehber olmuş...
Yıllardır küçükkuyu'ya yazlığa gidiptemesela " Tahtakuşlar müzesini" hiç duymamış arkadaşlarım var...
Denizi ağustos ayında gitmenize rağmen buz gibi demenize şaşırdım biraz..Ben nisan ayında gidiyorum ve 10-15 dakika yüzüyorum..
Yorum Gönder