İnegöl civarındaki Ulusoy Outlet Park’ta ikinci molamızı verdik. Ulusoy Outlet Park’ın mola için iyi bir seçenek olduğunu duymuştuk, doğru olduğunu gördük. Öğle yemeği niyetine de burada yer alan Dağıstanlı’da mihaliç peyniriyle yapılmış karışık tostumuzu yedik, Susurluk ayranımızı içtik.
Ankara’dan başlayan uzun yolculuğumuzun sonunda nihayet Küçükkuyu’ya geldik. Öncelikle kalacağımız yeri ayarlamamız gerekiyordu. Sorduğumuz, telefonla aradığımız yerlerde ya oda yoktu ya da olan odalar bize uygun değildi. Sıcaktan beynimiz dönmüş ve umutsuz bir halde dolaşırken Atila Motel’i gördük. Boş oda varmış. Burada 2 gece kalmaya karar verdik. Odamıza yerleştikten sonra hemen denize koştuk. Kuzey Ege’nin buz gibi suyu bizi kendimize getirdi, yol yorgunluğumuzu aldı götürdü sanki.
Küçükkuyu sahili
Otelde yediğimiz akşam yemeğinden sonra Küçükkuyu'nun merkezine gittik, limanda sahil boyunca yürüyüş yaptık. Lokma ve halka tatlısı alıp sahildeki kahveye oturduk ve çay eşliğinde tatlılarımızı yedik. Böylece, çılgın Küçükkuyu akşamlarında biz de yerimizi almış olduk. :) Buranın akşamını çok sevdik.
7 Ağustos 2008 Perşembe
Assos’a giderken önce Küçükkuyu’daki Adatepe Zeytinyağı Müzesi’ne uğradık. Bu müzeyi görmeyi çok istiyordum. Zeytinin; taneden zeytinyağına, zeytinyağından sabuna tüm serüvenini burada görmek mümkün. Eski bir sabunhane binası olan müze, yaşayan bir müze. Şu an gösterimde olan aletlerin bir kısmı, zeytin mevsiminde sıkım için kullanılıyormuş.
Müzede Adatepe ürünlerinin satıldığı bölüm olan Adatepe Dükkan'a da uğradık. Burada ben kendimi kaybettim. Zeytinyağı şişeleri ve tenekeleri, en az tadı kadar çekiciydi. Refika’nın resmi ile süslü bu ambalajların albenisine kapılmamak mümkün değil. Adatepe Dükkan’da sadece zeytinyağı değil, zeytine dair pek çok ürün satılıyor; zeytin ezmesi, zeytin ağacından yapılmış eşyalar, buzdolabı süsleri, mutfak önlüğü, zeytin ve zeytinyağı için kaplar, Refika’lı tepsiler... Buradan zeytinyağı ve lavantalı zeytinyağı sabunu aldık.
Assos’a doğru giderken yanlışlıkla Yeşilyurt köyü yoluna girmişiz. Farkettiğimizde köye çok yaklaşmıştık. Asıl planımız burayı Assos dönüşü gezmekti ama hazır gelmişken geri dönmeyip şimdi gezelim dedik. Arabamızı köy meydanına parkedip köyün sokaklarında dolaştık. Çeşmesinden su içtik.
Assos - Athena Tapınağı
Daha sonra Assos’a doğru yola koyulduk. Zeytin ağaçlarının arasında yolculuk çok keyifliydi. Sahil boyunca devam eden yol bir süre sonra dağların eteklerini tırmanmaya başladı. Yolun sonunda Behramkale Köyü’ne ulaştık. Tepedeki Assos antik kenti harabeleri gezdik. Sonra nekropolis tarafına daha sonra da tiyatronun yanından aşağıya doğru yavaş yavaş Assos Liman’a ulaştık. Nekropolis’in olduğu yerdeki kalıntıları gezerken bir yandan da restorasyon çalışmalarının devam ettiğini gördük. Biraz ilerideki “Yüksekokul” tabelasını görünce şaşırdık. Restorasyonda görevli olan mimar arkadaş, “Aristo’nun okulu orası” diyerek bizi bilgilendirdi. Daha bir anlamlı baktım o bölgeye. Zamanında buralarda kimbilir ne felsefi çalışmalar yapılmıştı. “İnsan burada yaşarsa elbet filozof olur” diye geçirdim içimden.Assos Liman’tan ayrıldıktan sonra denize girmek için Kadırga Koyu’na geçtik. Sahilde halkın kullanımına açık ücretsiz soyunma kabinleri ve duşlar olması bizi sevindirdi. Rahat rahat duşumuzu alıp üstümüzü değiştirebildik. Soğuk deniz sevenler için deniz çok güzeldi. Kadırga Koyu’nu çok sevdik. "Burada da kalabilirmişiz" dedik. Bir dahaki sefere buralara geldiğimizde Kadırga Koyu’nda kalmaya karar verdik.
Adatepe Köyü
Akşamüstü dönerken Adatepe Köyü’ne uğradık. Köy meydanına geldiğimizde bizi tavuklar karşıladı. Kocaman bir meydan, ferah sokaklar, taşevler. Biz bu köyü çok sevdik. Köyün sokaklarında keyifle dolaştık. Ayaklarımız bizi Hüseyin Meral Zeytinyağı Evi’ne götürdü. Nerede olduğunu tam olarak bilmeden aradığımızı bulunca çok sevindik. Buradaki hanımla ayaküstü sohbet ettik. Özenle hazırladıkları zeytin sütünü anlattı bize. Dayanamadık, zeytin sütünden almaya karar verdik. Bir kalıp da zeytinyağlı sabun. Daha sonra, büyük şehirlerden uzakta, köyde yaşamaktan bahsettik. “Sokak lambalarını aramazsanız, yıldızların ışığı size yeterse... “ deyişi çok etkileyiciydi. Çocukluğumu hatırladım.
Adatepe köy meydanındaki Dut Dibi Kahvesi’nde oturduk, gözlemelerimizi yedik, ayranlarımızı içtik. Üstüne bir bardak yorgunluk çayım eksik kalmadı tabi ki. Adatepe öyle huzur dolu bir yer ki. Hiç ayrılmak istemedim.
Küçükkuyu’ya dönerken Zeus Altarı tabelasını gördük ama altara ulaşmak için 10 dakika kadar yürümek gerektiği için vazgeçtik. Bugün iyice yorulmuştuk; “Bu da eksik kalsın, bir daha gelmek için bahanemiz olsun” dedik.
Akşam yemeğinden sonra Altınoluk merkezine gittik. Küçükkuyu akşamlarını çılgın sanmıştım ama Altınoluk’u gördükten sonra sözümü geri almaya karar verdim. Çılgın Altınoluk akşamları demek daha doğru. Küçükkuyu çok sakinmiş meğer. Liman civarındaki Altınoluk sokakları adeta panayır yeri. Kalabalıkta yürümek zor. Yorgunluktan isyan eden ayaklarıma aldırmadan içimdeki meraklı alışveriş canavarına uyarak dolaştım durdum. Sonuç zaferle sonuçlandı, birşey almadım. :)
Her yerin meşhur bir dondurmacısı var, Altınoluk’unki de rehberde yazılanlara göre; Vardar Dondurmacısı. Dondurma almak isteyen kalabalığa karıştım, tadımlık dondurmamı aldım ve afiyetle yedim.
0 yorum:
Yorum Gönder